‘’Bir gün çay içelim seninle; çaylar benden, manzara senden olsun…’’ Orhan Kemal Hepimizin hayatında unutulmaz ''anlar'' var, değil mi? Mesela balkon masasının etrafında arkadaşlarımızla toplanıp sabaha kadar uzun uzun sohbet ettiğimiz geceler, evimizde kurduğumuz o keyifli kahvaltı sofraları, huzuru bulmak için sevdiğimizle birlikte çıktığımız vapur yolculukları... Tüm bu özel anlara bir bardak çayın eşlik ettiğini daha önce fark ettiniz mi? Bu kez, binlerce yıllık tarihiyle rengi kadar koyu sohbetlerin ortakçısı olan çayın tarladan sofralarımıza kadar uzanan hikayesini mercek altına alıyoruz.
Tarladan Sofraya Yolculuk Tarihler M.Ö. 2700'lü yılları gösterirken, Çin imparatorunun çay bitkisinin yapraklarını keşfetmesi ve bu yaprakların sıcak suya düşmesiyle başlıyor çayın hikayesi. İlk zamanlar çay yaprakları lapayla birlikte pişirilerek yeniyor ve tıbbi amaçlarla kullanılıyor. Bitkinin sıcak suda demlenerek içecek olarak tüketilmesi ise aslında 1500 yıl öncesine dayanıyor. Zamanla Kore, Japonya ve Hindistan üzerinden Orta Doğu ve Orta Asya'ya yayılan çay yaprakları, 18. yüzyılda Portekiz'de yetiştirilmeye başlanıyor. Bu sayede çay endüstrisi dünyada çapında tanınıyor ve giderek yaygınlaşıyor. İngiltere ve İrlanda gibi ülkelerde günlük hayata entegre edilen çayın Osmanlı topraklarıyla tanışması ise, İstanbul'daki birkaç dükkanın çay ithalatı yapmasıyla başlıyor. Dönemin padişahı Sultan II. Abdülhamit, çayın değerli bir içecek olduğunu anlayınca çay fidanlarını Bursa'ya ektiriyor ancak ekolojik nedenlerden ötürü çay yetiştiriciliği bir türlü mümkün olmuyor.
Mustafa Kemal Atatürk, kahvenin pahalılığına karşılık çay yetiştiriciliği için çalışmalar başlatıyor ve kısa sürede Karadeniz'in, özellikle de Rize topraklarının çay tarımına çok elverişli olduğu fark ediliyor. 1924 yılında çıkarılan çay tarımı yasası sayesinde Rize'de çay yetiştiriciliğine başlanıyor ve zamanla artan tarım faaliyetleri ile Rize, dünyadaki çay üretiminde önemli bir paya sahip oluyor.
İnsanları Birleştiren Bir Geleneğin İzinde
Çay yetiştiriciliğinin giderek artmasıyla birlikte özellikle siyah çay, Türk kültürünün milli içeceği haline geliyor. Güne kahvaltı sofralarındaki çay ile başlıyoruz, öğleden sonra meşhur çay saati adı verilen molalara çıkıyoruz, akşam yemeğinden sonra günün yorgunluğunu bir bardak çay ile atıyoruz. Öyle ki, çayı bir kültür haline getiriyor, gelenek ve göreneklerimizi adeta çaya göre şekillendiriyoruz. Örneğin çay kültürünün alt yapısı, tamamen çayı iyi demlemekten geçiyor. Bunun için kimi zaman çaydanlık, kimi zamanda nostaljik görünümü ile semaverler kullanılıyor. İyi bir çay için mutlaka demliğin önceden ısıtılması ve demlikteki çay yapraklarının üzerine kaynar su dökülmemesi gerekiyor. Kısık ateşte demlenmeye bırakılan çay, aynı zamanda emek ve sabrı da yansıtıyor. Sabırla demlenen çay tavşan kanı kıvamına ulaştıktan sonra bardaklara dolduruluyor ve ilk yudumda insanı muhteşem bir yolculuğa çıkarıyor. Ancak çaydanlıkların birçoğu çelikten yapıldığı için, çayın tam kıvamında olup olmadığını anlamak bazen zor olabiliyor. Bu yüzden camdan üretilen demlikler ile çayın demlenme aşamalarını daha kolay bir şekilde takip edebilirsiniz.
Çay Saatleri İçin Şık Sunumlar
Çay saatlerinde servisin ne kadar önemli olduğunu hepimiz biliyoruz. Özellikle de ince belli cam çay bardakları, Türk çay kültürünün olmazsa olmazı. Görüntüsünün ötesinde aslında bu tasarım oldukça işlevsel; ince belli tasarım aslında çayın soğumasını geciktiriyor.
Her ne kadar ince belli çay bardakları kültürümüzün bir parçası olsa da, çay fincanları da özellikle “beş çayı” konseptli sofraların vazgeçilmezleri arasında. Bazen çay keyfinin uzayıp gitmesi için daha büyük hacimli çay fincanları da ince belli bardaklar yerine tercih edilebiliyor veya servis setlerini bir arada kullanmak isteyenler, kahvaltı sofralarında ya da çay saatlerinde porselen çay setlerini kullanıyorlar.
Çay denildiğinde akla ilk gelenlerden birisi de tabi ki şeker. Günümüzde şeker pek tercih edilmese de çayın yanında mutlaka kurabiye ya da ağzınızı tatlandıracak bir ikram sunuluyor. Bu ikramlar bazen ayrı bir servis tabağında kişiye özel sunuluyor; bazen ise şekerlik içerisinde sofraya getiriliyor. Peki, çay kaşıklarının tıpkı çatal bıçak gibi konulduğu yere göre farklı anlamlara geldiğini biliyor muydunuz?
Örneğin, çay kaşığını bardağın içinde bırakmak ''Bir bardak daha içerim'' anlamına gelirken, kaşığı bardağın üzerine yatay bir şekilde yerleştirmek bir bardak daha içmek istenmediği anlamı taşıyor. Kısacası çay, yüzyılları aşıp gelen köklü geçmişi, bu toprakların bereketini yansıtan tohumları ve keyifli sohbetlerin eşlikçisi olarak Cemal Süreya'nın şu sözünü anımsatıyor: ''Umulmadık bir gün olabilir bugün, bir çay söyle yağmurların kokusunda.''